Image
28 Temmuz - 2017 2.00

BU HIKAYE KİMİN?

AZERBAYCAN'DAN KIRGIZISTAN'A UZANAN BİR HİKAYE

Servel ULFANOV

Aslında biz daha umudumuzun sonbaharını kışını yaşıyor, ilkbaharını yazını yaşamaya da ümit ediyoruz. Bu hikayeyi yazarken yaşadığım çok büyük bir acının üzüntüsüyle iki büklüm bir halde, kalemi sanki parmaklarıma toplu iğneyle tutuşturulmuş bir halde yazıyorum. Hikayeleri her zaman yaratan ve yaşatan anılardır. Anlılarsa hep eskilerde, geçmişlerde saklıdırlar. Bundan tam 8 sene öncesi kalemimden ilk defa bir hikaye dökülüyordu satırlara, ismiyse "SABAHLAR" dı. O sabahlar ki kimimize acı kimimize mutluluk getirir.

8.  Sınıf öğrencisiydim. Akşamüzeri güneş nerdeyse kendi yerini aya bırakmıştı. Bense köy haliyle kalem kâğıdı sekinin üzerine koymuş bağdaş kurarak hikâyemi tamamlamaya çalışıyordum. Lamba ışığının verdiği bir ahenkle çalıştığım odanın gölgeleriyse sanki yazdığım hikâyeyi canlandırırmış gibi hisler yaşatıyordu bana ve yazma hevesimi artırdıkça artırıyordu. Hikâyem bitmişti ve büyük bir heyecan ve coşkuyla birilerine okumak istiyordum. Hikâyeyi okumak için dışarda dut ağacının altındaki masa da karşılıklı oturup sohbet eden annem ve babamın yanına hızlı adımlarla yürümeye başladım. Hikâyeyi anneme ve babama sanki bir destan okur gibi okuyor ve bundan büyük bir zevk alıyordum. Hikâyeyi okuduktan sonra açıkçası beklemediğim bir tepkiyle karşılaştım. Aile bireylerimin sözleri hala bu gün bile kulaklarımı çınlatır. "BU HİKAYEYİ SEN YAZMIŞ OLAMASIN" Yaşadığım bu duruma hiç bir tepki vermeyerek, yer yatağımın yolunu tutarak bütün gece boyunca uyumayarak hikayeye daha farklı bir şeyler katmak için düşünüp durdum. Sabahın saat sekizinde okulun yolunu tuttum. Dersin son dakikalarında Hocamdan izin alarak sınıf arkadaşlarıma da okumak için izin alarak tahtanın önüne geçtim ve hikayeyi okumaya başladım. İçimdeyse sanki ilk kez şiir okuyan bir çocuğun heyecanı ve mutluluğunu yaşıyordum. Ama ne yazık ki yine hikayeyi bitirdikten sonra ayni tepkiyle karşılaştım. "BU HİKAYEYİ SEN YAZMIŞ OLAMASIN" Garip bakışlara hocamla arkadaşlarıma goz göze gelerek tek kelime etmeden sanki gözlerime onlara ama neden diye soruyordum. Bu tepkiler beni aslında çok üzmüyor daha çok düşündürüyordu. Aklımda iki soru oluşmuştu birinci soru hikayeyi okuduğum çevremdeki insanlar neden böyle bir tepki veriyorlardı? İkinci soruysa neden böyle bir hikaye kaleme aldım ve bu hikaye gerçekte kimin hikayesiydi. İlk sorunun cevabını ilerleyen zamanlarda bulmuştum: Ben yaşadığım ortamda kaleme aldığım hikayedeki olayların hiç birisine tanık olmamıştım. Azda olsa bu tepkiyi veren insanlara bir nebzede olsa hak veriyordum artık. Ama ikinci sorunun cevabı neydi ? O sorunun cevabını hiçbir zaman bulamadım. O zamana kadar ki, üniversite 2. sınıfa gelene kadar. " Bu hikaye kimindi?"

Sorumun cevabını bulduğumda hikâye filim şeridi gibi gözümün önümden geçti. Hikayenin kahramanı Ahmet’ti. Ahmet’in babası Kırgızistan’da yaşayan bir balıkçıydı . Her sabahleyin babası balık yakalamaya gider ve yakaladığı balıkları satarak iki kızı ve iki oğlunu geçindirirdi. Bir sabah yine erkenden balık yakalamaya giden Ahmet’in babası artık geri dönmeyecekti, çünkü babasının kayığı gölde batmış barbaşıda boğularak hayatını kaybetmişti. O sabah Ahmet’in dünyası olan sabahları kararmıştı. Ahmet O sabah babasını beklerken cansız vücudu gelmişti. Artık Ahmet acısını içine gömerek bir karar vermesi gerekiyordu. Evin en büyük çocuğu olan Ahmet’in kardeşlerinin sabahları için okulu bırakarak çalışmalımaydı yoksa bu zaman kadar hiçbir hayrı dokunmayan akrabalarına güvenerek okuluna devam mı etmeliydi? Ahmet’in hayatı bir futbol maçı gibiydi. Artık Ahmet o sabah hayata 0-1 geride başlamıştı.

Sorumun cevabı yaz tatilinde Antalya'ya çalışmaya gittiğimde tanıştığım Kırgızistan’dan gelen aslen Ahıska Türkü olan Yasin’in hikayesini dinlediğimde bulmuştum. Yasin’de okulda öğrenciyken babasını kaybetmişti. Yasin’inde Ahmet gibi iki kız kardeşi birde erkek kardeşi vardı. Yasin’de Ahmet gibi zor bir karar vermek zorunda kalmış ve aynı Ahmet gibi hayata 0-1 geride başlamıştı. Yasin’se hala çalışıyor . Kardeşlerinin Üniversite masraflarını karşılamak için çünkü hayatta tek tutunacağı dal onlardı. Şuan düşünüyorum da Azerbaycan'dan Kırgızistan’a uzanan bir hikaye yazmıştım. Arkadaşım olan Yasin’in hikayesini yazmıştım Çok uzaklarda om yaşayan Yasin’in hikayesiydi bu hikaye. Yasinler Ahmetler okullarını bırakmasınlar, okullarından mahrum kalmasınlar. Çocuklarımıza sahip çıkalım , çıkalım ki Servelerde böyle hikayeler yazmasın

AHISKA TÜRKLERİNİN SÜRGÜN TARİHİ ÜZERİNE - II

12 Aralık - 2016

Belgeler, kaynaklar ve tanıklarıyla Ahıska Türklerinin sürgünü  Orhan ULFANOV Demokrasi kültürü olan toplumlarda tartışma çok önemlidir. Kişil...

İnegöl'de Ahıska Sürgünü Anıtı

13 Kasım - 2016

BURSA'nın İnegöl Belediyesi tarafından, Ahıska Türklerinin yoğunlukla yaşadığı Alanyurt Fatih Mahallesi'nde yaptırılan 'Ahıska Sürgünü Anıtı ve Parkı', İ&ccedi...

TÜRK DÜNYASI’NIN PARÇASI VE AYNASI: AHISKA TÜRKLERİ

23 Şubat - 2017

Orhan ULFANOV Ünlü romancı Cengiz Dağcı, bizimle aynı kaderi paylaşan Kırım Türklerindendir. Onun Korkunç Yıllar adlı romanının kahramanı olan Sadık’a babası,...

Yorum Yap